Millî Marşımızın Bestecisi Osman Zeki Üngör
İstiklal Marşı’nın bestecisinin kim olduğunu hiç merak ettiniz mi? Yazımızda, İstiklal Marşı’nın bestecisi Osman Zeki Üngör’ü yakından tanıyoruz.

1880 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Osman Zeki Üngör’ün sanatçı yönünün şekillenmesinde Osmanlı müzik kültüründe özel bir yere sahip olan Üsküdar’da yetişmesi ve müzisyen bir aileden gelmesi etkili oldu. Büyükbabası, Osmanlı saray orkestrası Muzikâ-i Hümâyûn bünyesinde Batı müziği ile Türk müziği arasında bir geçiş alanı olarak kabul edilen Fasl-ı Cedid bölümünü kuran Santuri Hilmi Bey’di. Üngör, dedesinin isteğiyle yedi yaşında keman çalmaya başladı. Beşiktaş Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra büyükbabasının yönettiği Muzikâ-i Hümâyûnda 11 yaşında senfonik orkestra üyeliğine seçildi.

Yeteneği Sultan II. Abdülhamid tarafından fark edilen Üngör, keman sanatçısı olarak yetişmesi için dönemin tanınmış müzisyenlerinden Hüseyin Bey, İtalyan Pepini Gaito ve Fransız Vondra Bey’den dersler aldı; ayrıca Saffet (Atabinen) Bey ile d’Aranda Paşa’dan müzik bilgisi edindi. Bu eğitimle ilk Türk konser kemancısı olarak yetişti ve Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak operaya atandı. Sultan II. Abdülhamid’e verdiği keman konserleriyle ödüllendirildi ve binbaşılığa yükseltildi. Ancak Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkarılan Tasfiye-i Rütbe Kanunu kapsamında rütbesi teğmenliğe indirildi.

Orkestrayı yenileştirme çalışmalarındaki rolüyle öne çıkan Zeki Bey, saray orkestrasının birinci kemancısı olarak görev yaptı; bu dönemde keman dersleri verdi ve İstanbul Erkek Muallim Mektebinde müzik öğretmenliği yaptı. Zati (Arca) Bey’in şefliğinde saray orkestrasının şef yardımcılığı görevini üstlendi ve 1917 yılı sonunda orkestrayı ilk Avrupa turnesine hazırlayarak Viyana’dan Sofya’ya uzanan konserlerle dikkat çekti. Turne sonrasında orkestranın yapısı güçlendirildi ve halka açık düzenli senfonik konserler başlatıldı. Zeki Bey, mütareke yıllarında yarbaylığa terfi etti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin millî marş arayışı, Cumhuriyet’in ilanından önce başladı. 1921 yılında resmî törenlerde okunacak bir millî marşın belirlenmesine karar verildi ve bu görev Maarif Nezaretine (eğitim işlerinden sorumlu olan nazırlık) bırakıldı. Bu kez besteden önce güftenin belirlenmesi benimsendi ve açılan yarışma sonucunda Mehmet Âkif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklal Marşı şiiri, 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük bir coşkuyla kabul edildi.

Güftenin kabulünden sonra dizelerin bestelenmesine yönelik çalışmalar başlatıldıysa da Millî Mücadele’nin şartları nedeniyle resmî beste süreci gecikti. 1923 yılında kurulan komisyon, temmuz ayında aldığı kararla Ali Rıfat Çağatay’ın Acemaşiran makamındaki bestesini resmî beste olarak kabul etti. Bu beste, itirazlara rağmen 1930 yılına kadar icra edildi. Osman Zeki Üngör’ün bestesinin İstiklal Marşı’nın kalıcı ve resmî bestesi hâline gelmesi ise 1930 yılında gerçekleşti.

Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı bestesini nasıl yaptığını ise şöyle anlattı: “Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde (…) oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyanonun başına geçtim ve derhal içimden doğan parçayı çalmağa başladım. Arkadaşlarım “Aman!” dediler, “Bu çok güzel bir şey olacak.” Bunun üzerine İhsan’a, İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatıyla anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği millî marş olarak takdime karar verdim. Ve kıymeti hakkında daha kat’i bir karar edinmek maksadıyla sonra direktörden gelen bir mektupta eserin çok orijinal bulunduğu ve melodisinin Türk milletinin ihtişamına yakışacak şekilde olduğu belirtilerek tebrik ediliyordum. Bu mektup geldikten on beş gün sonra beni Ankara’dan çağırdılar…”
O gün piyanonun başında doğan bu melodi, Mehmet Âkif Ersoy’un dizeleriyle birleşerek bir milletin bağımsızlık sesine dönüştü; aradan geçen yıllara rağmen aynı heyecanla kuşaktan kuşağa yankılanmaya devam ediyor.
89 okunma



